Mucizeler Kursu

Bilgeliğin Alevi (FlameofSophia)

Mucizeler Kursu

Ah şu duygular yok mu? En munis insanı bile yeri gelir zıvanadan çıkartır. Duygular üzerine koskoca bir imparatorluk kurulu.

Adı Psikoloji ve onunla bağlantılı olan tüm bilim ve terapi dalları. Psikoanalizin babası ve Mucizeler Kursu'nun psikolojik yanına büyük çapta yansıyan Sigmund Freud, insanların davranışlarında duyguların en büyük motif belirleyicisi olduğuna inanarak araştırmalarını sürdürmüştür. Hayatımızda her ne olursa olsun, duygularla tepki veririz. Duygusuz tek bir anımız yok gibi. Duygularımız bizi melek de yapar katil de. Arasındaki geçişler kıldan incedir. Bir anda parlar, bir anda haykırır, bir anda saldırır, bir anda her şeyi yapabiliriz.

Denilir ki, tek kontrol mekanizmamız kendimizi bilmemizdir. Ne kadar çok kendimizi bilirsek, o kadar çok duyguların anlık parlamasına ve gayrı ihtiyari davranışlarımıza yansımasına hükmedebiliriz. Ama kendimizi nasıl bilebiliriz? Kendim dediğim şey nedir, nasıldır ve nerededir?

Cevabı basit: Ruh'um. TANRI içinde TANRI OĞLU'YUM. Ama bunu dünyada iken bilemem. Bilmediğim için de buradayım zaten. Ve bilen de benim "ben" sandığım değil ayrıca.

"Ben", "benim" ve "bana" kelimeleri her insan için bir ölüm kalım meselesi içerir. Bu kelimelerle özdeşleştirdiğimiz her şey saldırıya mahsur kalabileceği gibi savunulması gereken tek gerçek kimlikdir bizler için. "Ben"i savunmazsam ölürüm düşünceleri altında bırakın imparatorluğu, sonsuz gibi görünen bir duygular galaksisine sahibiz hepimiz. Bu hem biyolojik hem de psikolojik açıdan geçerli. Genlerimiz yüzlerce neslin evrimini içerirken, duygu ve düşüncelerimiz de evrensel bilinç deryasına bağımlı. Bağlı demiyorum. Bağımlı diyorum. Çünkü ancak bu bağımlılık sayesinde doğanın gözlenebilen evrimi ve etkileşimi gerçekleşiyor.  Sözkonusu quantum ve morfogenetik alan teorileri. İlgilenenler bu sözcüklerle arayış yapabilirler. Ama burada tekrar şunu belirtmek isterim: bir illüzyonun nasıl işlediğini, hangi adlarla anıldığını, ne gibi varsayımlarla açıklandığını öğrenebiliriz çünkü bizler de bu illüzyonun parçalarıyız. Ama bu durum ve öğreniş illüzyonu gerçek yapmaz. İşleyişi anlamasak da olur. Tek anlamamız gereken şey, bu dünyanın bir rüya olduğu ve bizlerin gerçekliği bu dünyada ve bu dünyadan olmadığıdır. Bunu düşünce yoluyla bilemeyiz ama "aydınlanarak" deneyimleyebiliriz.

Bazı sözcükleri tırnak işareti içinde yazıyorum çünkü onların sadece dünya boyutunda anlamı var. Örneğin, "aydınlanmanın" kendisi bir illüzyondur. Kendisi gerçeklikte ışık olan nasıl aydınlanabilir ki? Ya da analog örnek olarak ateş olan nasıl yanabilir ki? Ancak, aydınlanma denilen fenomen karanlıkta olduğumuza inanan bizler için gerekli bir konsept. Bu tür konseptleri ve karşıtları kullanmasak hiçbir şekilde uyanışta yol alamayız çünkü hiçbir şekilde doğruyu ve yanlışı öğrenemeyiz.  

Gelelim tekrar duygulara. Biz bu dünyada olduğumuza inandığımız ve tam bir ego ölümü yaşamadığımız sürece her an duygularımızın kölesi olabiliriz. İnsanların çoğu bu anlamda köle. Ruhani gelişim derecesinin en etkin ve belirgin işareti bir kişinin her ne olursa olsun sakin ve tepkisiz kalabilmesidir. Bu duruştan bir insanın bilinç seviyesini anlayabiliriz. Ama bu durum yanıltıcı da olabilir. Bizler spiritüel yolda arınırken, "egonun" eli Armut toplamıyor. O da her alana girip üzerine spiritüellik maskesi geçirip aynısını ve tıpkısını yapıyor gibi görünebilir. Örneğin mental eğitim, kişisel gelişim ya da benzeri metodlarla kendini kontrol etmeyi başaranlar var. Onlar da tepkisiz kalabilirler bir durum karşısında ama onların tepkisizliği duygu eksikliğinden değil, duyguları had safhada dizginlediklerinden kaynaklanır. Görüyorsunuz ki, aynı davranış arkasında iki farklı, birbirleriyle uzlaşmaş motifler yatabilir. İşte bunu ayırtedebilmek de spiritüel gelişimin bir başka ayağı. Bunu da başardıktan sonra epey yol alınmış demektir.

Kendine hükmeden tüm evrene hükmeder diye bir deyim vardır. Bu deyimde şu sorular gelir aklıma:
1. Ben bu evrene hükmetmek ister miyim?
2. Hükmetmem gereken "kendim" nedir?
3. Neden gereklidir bu hükmetme?

Tüm bunların cevapları bu deyimi anlamsız kılar. Çünkü ben zaten TANRI'NIN sevgili TEK OĞLU'YUM. ONU anlamak beni her türlü amaçtan özgür kılar. Ben bir tek bunu istemeliyim. Bana ne evrenden ve ona hükmetmelerden. Ben iktidar isteyemem. Ben zaten GÜCÜN KENDİSİYİM. Bunun tersine inanmak egoyu gerçek yapar çünkü ego iktidar ister gerçeklik kazanmak için. Ve bu doğrunun unutulması ile başlar bu dünya kabusu.

Yani; duyguları bastırmak, onları dışa yansıtmak, onları paylaşmak, onları saklamak, onlara anlam vermek, onlara karşı savaşmak, onları analiz etmek, onları dışlamak, onlarla özdeşleşmek, onlara isimler vermek, onları ayırmak, onları ölçmek ve her türlü başka eylem sadece onların bizim zihnimizde gerçek kalmasına sebep olur. Oysa hiçbiri gerçek değil ve asla olamaz.

Şimdi bu inanç temeli üstünde durarak dünyaya baksak ve her türlü duygu selinde bir adım geri çekilerek kursun herhangi bir dersini tekrarlasak; örneğin: "[i]ben sandığım sebepden dolayı sinirlenmiyorum şimdi[/i]" desek; veya "[i]bu duruma bakmanın başka bir yolu olmalı[/i]" desek; ve tüm bunları yaptıktan sonra tepki versek, nasıl olur? Ve bunu her an her durumda yapmak için büyük bir isteklilik geliştirsek? Ve yalnız olmadığımıza inanarak KUTSAL RUH'UN mevcudiyetine teslim olsak? Ve dizginleri kaçırdığımızda hemen farkına varsak ve özür dilesek ve kendimizi de affetsek? Ve üstünde durmadan hayatın doğal akışında devam etsek?

Emin olun bugünkü birçok arkadaşınız sizi terk eder...  :D Aile fertleri ise sizi fişler. Ben de öyle oldu... :D

Ama bu beni rahatsız etmedi. Aksine. Yaşamım daha dürüst, daha net, daha basit, daha huzurlu. Bundan ötesi TANRI'dır diyorum...

BenSiz

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Copyright © 2010 - 2017  • Bengü Aydoğdu (BenSiz)  •  Tüm haklar saklıdır • eposta@flameofsophia.com