Mucizeler Kursu

Bilgeliğin Alevi (FlameofSophia)

Birçok arkadaş Mucizeler Kursu ile ilgilenirken yemek konusuna da değinmeden geçemiyorlar. Vejeteryan veya vegan olarak yaşamanın doğru, et yemenin yanlış olduğunu savunmaya başlıyorlar. İtiraf etmeliyim ki, ben de uzun bir süre vejeteryan olarak yaşadım. Bir gün ama tüm bu seçimlerin saçmalığı zihnime çaktı. Ne zaman ve ne şekilde olduğunu artık hatırlamıyorum - ne de olsa geçmiş zaman - ama bir anda yemek konusunda taraf tutmaktan ve özel bir beslenme yolunu takip etmekten vazgeçtim. Sebebini açıklamaya çalışacağım şimdi.

Et yemenin hayvanlara karşı bir saldırı olduğunu, onların bizim gibi yaşamaya hakları olduğundan, etlerini yememizin günah olduğunu öne süren birçok öğreti var. Örneğin, Budizmin temel şartlarından biri en azından vejeteryan olarak yaşamaktır. Ben de Buda'nın öğretilerini Mucizeler Kursu'ndan önce öğrendiğimden ve pek benimsediğimden, uzun süre vejeteryan olarak yaşadım. Ve hayvanları çok severim. Hatta insanlardan daha çok sevdiğimi düşündüğüm çok olur. Dolayısıyla onlara kıyamam. Ve kıyanları, onları yiyenleri kötülükle ve cehaletle suçlarım. Daha doğrusu, suçlardım! Şimdi artık suçlamak saçma geliyor Mucizeler Kursu'nun ışığında. Neden? Çünkü her nerede suç görürsem bu dünyaya gerçeklik ve egoya hak vermiş olurum. Ve suç görmek TANRI'YI, dolayısıyla kendimi inkar etmektir. TANRI OĞLU, gerçekliğinde masumken, gördüğü kötülüklerle dolu kabusunu kabus olarak değil de, gerçek olarak ele almam benim saçmalığım olur artık onca zaman Mucizeler Kursu'nun metafiziği ve dersleri ve düşünceleriyle haşır neşir olduktan sonra.

Ayrıca, hayvanı öldürmemek için vejeteryan veya vegan olunca bitkilerin ölümüne ne demeli? Sapından tutup kökünden kopardığım havucun, kestiğim ağacın, yolduğum çiçeğin, dalından aldığım meyvelerin çığlıklarını duymuyorum diye daha mı suçsuz oluyorum? Her an yürürken ve üzerine basıp geçerken ve hatta nefes alıp veririrken kimbilir kaç bin canlının canını alıyorum. Bedenimde adeta bir savaş alanı olduğunu göz önünde bulundurmalıyım madem taraf tutmaya çalışıyorum, değil mi? Milyonlarca bakteri ve organizma bedenimin işleyişinde her an ölüyor veya doğuyor. Birbirine karşı milyonlarca saldırı ve savunmayla zaman geçiren bu organizmaların katili benim. Bedenimin ta kendisi. Salt bedensel varlığım ile bir galaksi savaşının hükümdarıyım. Onların ölümüne ne demeli? İşte böyle genelleştirerek ki, kursun özelliği budur, ölüm konusu bir anda somuttan soyuta geçiyor ve artık insan, hayvan, bitki ve bakteri diye ayrım yapamıyorum. Ki, ölümün kendisi de en temel illüzyon zaman ve mekan ağı içinde. Hal böyle olunca yemek konusunu zihnimden def ettim ve beden ne istiyorsa ona onu veriyorum. Ya da vermiyorum eğer çok şımarırsa. Örneğin çikolatayı çok severim - özellikle burası (Almanya) bir çikolata cenneti  - ama ara sıra kendimi çikolata perhizine alırım. Yoksa gün gelir  yürümek yerine yuvarlanmaya başlarım. Ama tabii tüm bu düşünceler de sadece illüzyon.

Toparlayalım: et yemek suç olarak ele alınırsa egonun hükmünde olduğunu gösterir bu düşünce. Affedişi uygulayan bir zihin kimseyi et yiyor diye suçlamaz. Kendisi et yememekte özgürdür kişi ama onun seçimi tıpkı et yemek gibi sadece bir ilüzyondur. Beden ne ki et ne olsun? Arınmış bir zihin zaten kendiliğinden dünyevi ihtiyaçları en aza indirger. Bu otomatik gelişir çoğu zaman ve hiçbir özel çabaya gerek kalmaz. Kendiliğinden yemek konusu doğal bir hal alır ve hakkındaki tüm düşünceler gereksizleşir.

Sonuç: Et yiyeni affet; hayvanı öldüreni affet; kendini, başkalarını suçladığın için affet; ölümü gerçek yaptığın için affet; hayvanları bitkilerden üstün gördün diye affet; canlılar arası ayrım yaptın diye affet; canlı ve cansız ayrımı yaptın diye affet; sana et yiyorsun diye suçluluk duygusu veren öğretmenini affet; affet babam, affet...

 

BenSiz

Copyright © 2010 - 2017  • Bengü Aydoğdu (BenSiz)  •  Tüm haklar saklıdır • eposta@flameofsophia.com