BenSiz'ce

Kavalıyla fareleri ölüme götüren kavalcı gibi...

Başkaları olmadan, diğerlerini "kendimiz" için referans çerçevesi olarak oluşturmadan ben'lik de olmaz diye çaktı zihnime ansızın vaktiyle. Doğru ya! Burada kimin için yazıyorum? Kendim için dermişim ama bu masala inanmıyorum epeydir. Siz olmasanız ben yazmam. Siz olmasanız ben olmam.

Bir hiç sizler sayesinde "birisi" oluyor. Ve tersi tabii. Ben de nicelerinizin referans çerçevesinde bir "diğeri" oluşturarak ben'liklerin pekişmesinde destek oluyorum. Gayrı ihtiyarı. Salt insan olarak varlığımla. Dünya işte böyle bir tuzak. Doğmak ve başkalarıyla iletişim içinde bulunmakla, ki, iletişimsiz hiçbir şey mevcut değildir yeryüzünde, egonun müthiş trajikomedisinde rollerimizi oynuyoruz. Rol olmayan tek bir şey yok insan varlığında. Hal böyle olunca aydınlanma fenomeni bile bir roldür. Başka ne olabilir ki? Aydınlanmış insanı diğerinden ayıran şey, aydın zihnin bu gerçeği bilmesi ve ötesi, buranın gerçekten bir illüzyon oduğunu deneyimleyerek evvela kendi zihnine kanıtlaması. Hepsi bu. Aydınlanma fenomeninde hiçte mistik bir durum yok. Bilmekle bilmemek meselesi kısacası. Yanısıra tabii asla vazgeçmek istemediğim ayırtetme yetisi de armağanı. Bu öyle keyifli ki, biri daha ağzını açmadan nerdeyse ağzından çıkacak olanın doğru mu yanlış mı olduğunu anlarım hevesiyle bakıyorum. İzlemek işte, bu kıvama gelince zevkli oluyor. Yoksa yıllar boyu izlesem de onu bunu şunu, bilme ve ayırtetme yeteneği olmadığı sürece neye yarar ki? Sadece kaotik yorumlamalara ve yargılamalara yol açar.

Bilmek derken, sıradan insanın anladığı bilmekten bahsetmiyorum elbet. Onun bunun kitabını okuyarak, başkalarının fikirlerini onaylayarak ve ezberleyerek bilmek olmaz. Bunu neye benzetirim bilir misin? Başka birinin ağzında çiğnediği lokmayı kendi ağzıma almayı. Aman ne iğrenç diye duyuyorum haykırışları. Elbette iğrenç. Bunu peki anlamsız, uyutucu, doğruluğu kanıtlanmamış veyahut bizzat kendiniz deneyimlemediğiniz bilgilerde de deseniz çok daha hızlı yol alırsınız zihinsel dönüşümünüzde. Fakat birilerini, siz kendinizi daha iyi hissediyorsunuz diye alkışlamaya hevesliyseniz, biraz daha devam edin bu soytarılar tiyatrosunda. Hepimiz soytarıyız çünkü. Yani, bunu anlayan aslında artık soytarılığa veda etmeye başlar ve çekilir yavaş yavaş veya hızlıca deliler koğuşunun kuytu köşesine.

Soytarılar bayılır toplu taşımacılık oynar gibi salonlar doldurmaya, kalabalıklar tarafından alkışlanmaya ve tabii alkışlamaya, bilmem neyin nesinin sertifikasını almak için acaip yöntemlerle uğraşmayı ve bir de çok para verip kendini büyük bir değere sahip olduğunu sanarak yüceltmeye. Aman Tanrım, ne komedi!

Şimdi biraz ciddiyete dönelim yine. Öğretmen diyoruz ve susuyoruz... Yok, öyle ilkokul, lise falan öğretmeni değil. Kendilerini hakikat öğretmenleri, ruhani lider veya öncü ilan edenlerden bahsediyorum. Ah be... Kavalıyla fareleri ölüme götüren kavalcının masalını hatıradım bir an. Neyse, fazla uzatmadan akıllı bir adamın ve üstadın sözlerini aktarıyorum, hepimize şifa olsun diye...

“Doğru öğretmenler şöhretle, öğrencilere sahip olmakla ve prestijle ilgilenmemelerinden tanınır ve tuzak kurmaz onlar. Onların bilinç değerleri genelde 500'den yukarıdır ve bazen hatta 700'lerdedir. Önemli olan öğretinin kendisidir, öğretmenin kendisi değil. Öğretinin, öğretmenin kişiliği ile ilgisi olmadığından onu bir idola yükseltmenin ve ibadet etmenin hiçbir anlamı yoktur. Bilgi armağan olarak verilir çünkü armağan olarak alınmıştır...”
[Dr. David R. Hawkins, “Herşeyi gören göz”, 2005 - Çeviri: BenSiz]


Mucizeler Kursu

Künye

İçerik & Teknik Sorumlusu
Bengü Aydoğdu (BenSiz)
Siteyle ilgili görüşleriniz ve sorularınız için: iletisim@flameofsophia.com

Bu site 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayın yapmaktadır. Yasal haklar saklıdır.

Daha fazla bilgi

Çevrimiçi

68 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

© 2018 BenSiz (Bengü Aydoğdu). Tüm haklar saklıdır. Web tasarımı: Bengü Aydoğdu