Zihindeki "ayartıcı"

Mucizeler Kursu'nun birçok bölümünde ayartmalara, kışkırtmalara yenilmemenin önemi vurgulanır ve onlara karşı yüksek bir dikkatin gelişmesi gerektiği yazar.

Zihninde ego'nun ayartmalarına bak ve onun aldatmasına izin verme. O sana hiçbir şey sunmaz. Gönüllü olarak böyle ilham almayı bıraktıktan sonra, zihninin nasıl toparlandığını, yorgunluğun üzerine çıkabileceğini ve iyileşeceğini göreceksin. Fakat sen egonun taleplerinden kurtulmak için yeterince uyanık değilsin. Bunun böyle olması gerekmiyor.
[Metin Kitabı 4.IV.6]

Günün ana düşüncesi için kısa uygulama dönemlerini hatırlamakta sıklıkla başarısızsın ve düşünceyi istemsiz ayartmalara otomatik bir tepki olarak uygulama alışkanlığını kendine oluşturmuş değilsin henüz.
[Ders 94.5]

En zor tanınan ayartmalardan biri, semptomların görüntüsünün devam sürmesinden dolayı tedaviye karşı şüphe etmenin güven eksikliği biçiminde bir yanlışlık olmasıdır. Bu bir saldırıdır. Genellikle tam tersi gibi görünür. Endişe etmeyi sürdürmenin saldırı olduğunu söylemek ilk önce akılsızlık gibi görünür. Her şekilde sevgi gibi görünür. Fakat güvensiz sevgi imkansızdır ve süphe ve güven yan yana varolamaz. Ve nefret, şeklin ne olduğuna bakmaksızın, sevginin zıttı olmalıdır. Verilenden şüphe etme, o zaman sonuçlarından şüphe etmek imkansız olur. Bu, TANRI öğretmenlerine mucize yapma gücü veren kesinliktir çünkü onlar güvenlerini ONA verdiler.
[Öğretmenler için El Kitabı, 7]

Zihindeki "ayartıcı" nasıl işler sorusuna yöneldiğimizde insanın ilkel bir zaafını temsil eden merakımızla yüzleşiriz. İnsan olarak doğuştan gelen cehalet ve bilgisizlik durumuyla merak eşleştirildiğinde, daha düşük bilinç seviyelerinin tuzağı kapanır. Doğuştan gelen cehalet nedir? Basitçe, gerçeği gerçek olmayandan ayırt edememe durumudur. Her insan zihindeki bu hata yüzünden kendini ve dünyayı gerçek olarak tanımlar. Zihindeki bu yanlış yüzünden başka seçeneği yok gibidir. Dolayısıyla, dünyanın tüm ayartmaları onun için sorgulanamaz bir gerçekliktir ve yaşamın doğrusudur. Uyanış, bu durumun bir hata olduğunu bilmektir ve bilen kişiyi sürekli bir farkındalığın içinde tutar. Böylece kişisel rüyacı rüya içinde rüya gördüğünün farkındadır ve merak durumu sıfırlanır.

Merak, insanın bilincini ikilik dünyasına götürür. Kişi dünyanın karşıtlar içinde varoluşunu doğal olarak kabul ederken, duygusal etki ve tepkilere bağımlı olur çünkü ikiliğin ayrılık ilkesinde tutsaktır. Bu nedenle her türlü duygusal etkileşim kişiyi kendi inançları ve düşünceleri doğrultusunda cephe almaya zorlar ve böylece sıyrılması güç bir tuzağa düşer. Dünya sahnesinde melodramların sevilmesi, onlara karşı özel bir tutkunun beslenmesi, hatta sürekli onların aranması ve üretilmesi bu açıklamayla anlam kazanır. Melodramlı kitaplar, şarkılar, sanatsal her türlü ifade şekilleri büyük kitlelere hitap eder. Ne kadar acıklıysa bir hikaye, kişi o kadar yapışır ona, o denli derinden etkilenir. Etkilendikçede sürekli melodram arar. Arz-talep döngüsü bitmez bir spiraldir artık. Dünyadaki melodramlar sayesinde kendi güçsüzlüğünü ve masumiyetini teyit ederken, savunmanın ve yargılamanın doğruluğunu zihninde haklı çıkaran kişi her türlü dramla adeta hipnoz etkisiyle özdeşleşmiştir. Başkalarında gördüğü şey, kendi "iyiliği" ve dünyanın ve diğerlerinin  "kötülüğü"dür. Bu durumda farkındalığın yerine küçük benliği tamamıyla işgal eden "acıklı" senaryolar geçer. Böylece hatalara, kimliklere, kişilere ve objelere karşı farkında olunan ve olunmayan çözülmesi zor bağımlılıklar meydana gelir. Bu, kısır ve doğru araçlar olmaksızın içinden çıkılması imkansız döngüden kurtulmanın tek yolu zihnin "ayartıcısını" tanımak ve onu her ne olursa olsun beslememektir.

Vatan-millet duygusu, acıklı aşk hikayeleri, haklılık mücadeleleri, dinsel ve siyasi taraftarlıklar, dünyayı daha iyi bir yer yapmaya yönelik felsefi doktrinler ve saymakla bitmeyen nice kişisel ve toplumsal akımlar ayartmalar olmaktan başka nitelik taşımazlar. Mucizeler Kursu ve birçok başka spiritüel yolun amacı, bu tür yanılgıları kaynağında ortaya çıkartmak ve sonucunda yok etmektir çünkü zihindeki engeller yok olduğunda ortaya çıkan tek doğru şey özbenlik ve özbenliğin içinde bulunduğu farkındalıktır. Farkındalık bu anlamda "bir şeyin farkında olmaktan" öte, bir varoluş durumudur. Nihayetinde farkındalık, sevginin rüya alemindeki eylem halidir. Rüya bittiğinde farkındalık da gereksizleşir, çünkü "varlık" bilmektir.

Bengü Aydoğdu


Künye

İçerik & Teknik Sorumlu:
Bengü Aydoğdu
Siteyle ilgili görüşleriniz ve sorularınız için: admin@kulturguru.com
Bu site 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayın yapmaktadır. Yasal haklar saklıdır.
Daha fazla bilgi

İstatistik

Kullanıcılar
1
Makaleler
89
Makale Görünüm Sayısı
37147

22 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

© 2020 Bengü Aydoğdu. Tüm haklar saklıdır.